Unutulmuş Mektupların İzinde: 130 Yıl Önceki Artvin ve Çoruh Vadisi’ne Yolculuk 25 Temmuz 2026, 10:28
Bugün sizi arşivlerin tozlu raflarından çıkarıp gün ışığına kavuşturduğumuz, adeta zaman tünelinden fırlamış çok özel bir hikâyeyle buluşturmak istiyorum.
Selamlar!
Bugün sizi arşivlerin tozlu raflarından çıkarıp gün ışığına kavuşturduğumuz, adeta zaman tünelinden fırlamış çok özel bir hikâyeyle buluşturmak istiyorum.
Bundan yaklaşık 130 yıl önce, 19. yüzyılın sonlarında (1880’ler ve 1890’larda) Çoruh Vadisi’nde yaşayan bir adam vardı: İvane Jaiani. Sadece bir subay veya devlet memuru değildi o; yeri geldiğinde hakim, yeri geldiğinde öğretmen, doktor ve en önemlisi gözü pek bir gazeteciydi. Borçka’da, Şavşat’ta, ve Murgul’da gezerken gördüğü her şeyi, halkın ne yiyip ne içtiğini, neye ağlayıp neye güldüğünü günü gününe gazete mektuplarına kaydetti.
Biz de oturduk, onun o dönem kaleme aldığı bu eşsiz notları ve mektupları sizler için inceledik. Çoruh’un coşkun suyundan tütün tarlalarındaki alın terine, sınırların böldüğü ailelerden dağlarda sırtında beşik taşıyan kadınlara kadar harika bir 5 bölümlük yazı dizisi hazırladık.
Eğer hazırsanız, çayınızı kahvenizi alın; 1890’ların Artvin’ine, Borçka’sına ve Çoruh Vadisi’ne doğru sohbet tadında bir yolculuğa çıkıyoruz!.png)
1. BÖLÜM: Unutulmuş Bir Tanığın Notları: 19. Yüzyılda Artvin ve Çoruh Vadisi
Tarih derslerinde genelde büyük savaşları, antlaşmaları ve devlet adamlarını okuruz, değil mi? Ama bir coğrafyanın gerçek ruhunu, sıradan insanın ne hissettiğini anlamak istiyorsak sokaktaki insanın sesine kulak vermemiz gerekir.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrasında çehresi tamamen değişen Çoruh Vadisi ve Artvin bölgesi, tam da böyle unutulmuş bir tanığın notlarına ev sahipliği yapıyor: İvane Jaiani.
İvane Jaiani, kökleri bu topraklara dayanan, halkın dilini ve kültürünü çok iyi bilen bir isimdi. Onun dönemin Gürcü basınına (Iveria ve Droeba gazetelerine) yazdığı mektuplar, adeta 130 yıl önceki Artvin’e tutulmuş canlı bir ayna.
"Balam Mouraviler" ve Bir Coğrafyanın Kimliği
Jaiani’nin notları, dönemin ünlü Gürcü aydını Akaki Tsereteli’nin bölgeye atanan görevlilere yaptığı şu samimi çağrıyla başlar:
“Şimdi bize dikkat, tedbir ve akıl gereklidir. Onlara bir hükümet memuru gibi değil, gerçek birer elçi ve yurtsever gibi yaklaşmalısınız...”
Jaiani, mektuplarında bölge gezilerinde karşılaştığı insanları anlatırken büyük bir heyecan duyar. Kolordu Komutanı Prens Amilakhvari’nin Borçka ziyaretini aktarırken, komutanın halkla selamlaşıp isimlerini sorduğunu ve neredeyse hepsinin "dze" (oğlu) takısıyla biten öz Gürcüce soyadlarını duyunca duyduğu memnuniyeti dile getirir.
Ancak Jaiani'nin notları sadece resmi görüşmelerden ibaret değil. O, Çoruh’un hırçın sularından tütün tarlalarına, kadınların omuzundaki ağır yükten gurbete giden muhacirlerin gözyaşına kadar her detayı bir günlük tutar gibi kaleme almış.
Gelin, bir sonraki bölümde 130 yıl önceki Borçka ve Artvin’in geçim mücadelesine, Çoruh Nehri ile çekilen çileye ve tütün tüccarlarının köylüyle olan çetin ilişkisine uzanalım.
2. BÖLÜM: Tütün, Kayıklar ve Çarçiler: 1890’larda Borçka’da Ekmeğin Peşinde
-
yüzyılın sonlarında Çoruh Vadisi’nde yaşamak demek, doğanın acımasız kurallarıyla her gün yeniden bileşmek demekti. İvane Jaiani’nin Borçka’dan yazdığı mektuplar, bölge insanının ekmek kavgasına dair çok çarpıcı detaylar sunuyor.
O dönemde vadinin iki ana geçim kaynağı vardı: Çoruh’ta kayıkçılık ve altın değerindeki tütün.
Çoruh’un Hırçın Sularında Yaşam ve Ölüm
Borçka ve Çoruh kıyısındaki köyler için kayıkçılık her şeydi. Borçkalılar kendi yaptıkları kiremit, tuğla ve kil kap-kacakları kayıklarla Karadeniz kıyılarına, hatta Odessa’ya kadar götürüp satarlardı.
Fakat Çoruh Nehri cömert olduğu kadar tehlikeliydi de. Yağmurlar bastırıp nehir taştığında ulaşım durur, sular çekildiğinde ise kayıklar sivri kayalara çarpıp parçalanırdı. Jaiani, 1894 yılında 34 yolcu taşıyan bir kayığın kayalara çarpıp batışını şöyle anlatıyor:
“İnsanlar bir şekilde kıyıya çıkıp birbirini kurtardı ancak yük tamamen battı. Yolcular arasında Artvin’de iki aydır fotoğraf çeken bir gezgin de vardı. Bütün emekleri ve filmleri su altında mahvoldu...”
"Çarçi-Sülükler" ve Tütün Üreticisi
Bölgenin ana nakit kaynağı ise kalitesiyle ünlü tütündü. Fakat tütün, köylü için gelir kapısı olduğu kadar bir sömürü aracına da dönüşmüştü. Jaiani, dışarıdan gelen ve bölgede "çarçi" denilen aracı tüccarları oldukça sert eleştirir.
Köylünün sıkıştığı anı kollayan bu tüccarlar, tütünü ölü fiyatına kapatır; üstelik ödemeyi para yerine iki katı fiyat biçtikleri çürük kumaş ve tüccar malıyla yaparlardı. Jaiani mektubunda sitemle sorar:
“Buradaki insan tütünsüz yaşayamaz, tıpkı susuz balık gibi. Fakat bu çarçiler garibanın derisini öyle bir yüzer ki, bir adamın emeği yine başkalarının cebini doldurur...”
Yine de kuraklık vurmadığında, Çoruh’ta sular elverdiğinde vadi insanı neşesini kaybetmez, düğünlerinde gelin türküleri söylemeye devam ederdi.
Hadi gelin, bir sonraki bölümde sınırların çizilmesiyle ailelerin nasıl bölündüğünü ve dönemin en büyük dramı olan "Muhacirlik" göçlerini konuşalım.
3. BÖLÜM: Sınırın İki Yanı: Çoruh Vadisi’nde Muhacirlik ve Kırılan Hayatlar
Savaşlar sadece haritaları değiştirmiyor maalesef; insan ruhunda ve aile yapısında tamiri imkansız yaralar açıyor. 93 Harbi sonrasında Rusya ile Osmanlı arasında çizilen yeni sınırlar, Çoruh Vadisi ve Artvin halkı için derin bir bölünmenin başlangıcı oldu.
İvane Jaiani’nin mektuplarındaki en duygusal ve trajik satırlar, Muhacirlik olarak bilinen bu büyük göç dalgasına ayrılmış.
Yanlış Vaatler ve Terk Edilen Ata Toprakları
Sınırların çizilmesinin ardından yapılan telkinlerle binlerce insan; evini, tarlasını, kurulu düzenini bırakıp Osmanlı topraklarına (Bursa, İzmit vb.) doğru yola çıktı. Jaiani, Kahaber meydanında karşılaştığı 40 hanelik bir göç kafilesiyle yaptığı konuşmayı şöyle aktarıyor:
“Ağlayarak gelip helallik istediler. 'Neden gidiyorsunuz?' diye sordum. 'Hısımlarımız geldi, oraları övdüler; hocalar da tavsiye etti, gidiyoruz' dediler. Kalmaları için çok dil döktüm ama dinlemediler. Kadınların ağlaması benim de gözlerimi yaşarttı...”
Borçka köyünde Osmanlı döneminde 137 hane varken, muhacirlik nedeniyle bu sayı birkaç yıl içinde 22 haneye kadar düşmüştü. Murgul, Devskeli ve Çkhala vadilerinde binlerce ev bir gecede boşalmıştı.
Perişanlık ve Geri Dönüş Umudu
Ancak hayal edilen o vaat edilmiş topraklar çoğu zaman büyük bir kırıklıkla sonuçlandı. Gidenlerin pek çoğu gittiği yerlerde arazi bulamadı, açlık ve sefaletle yüzleşti.
Bir süre sonra Osmanlı’dan geri dönen veya yardım istemeye gelen muhacirler belirmeye başladı. Jaiani, Bursa’dan geri dönüp köy köy dolaşarak bir lokma mısır isteyen insanların perişanlığını anlatır. Pek çoğu evine, Çoruh’a geri dönmek istiyor fakat parasızlık ve sınır engelleri yüzünden dönemiyorlardı.
"Giaur-İzmit" Hikayesi
Jaiani’nin mektuplarında çok tatlı ama bir o kadar da düşünndüren bir detay var. İzmit’e göç eden Gürcü muhacirlerden biriyle karşılaşır ve oradaki durumu sorar. Adam, İzmit’e yerleşen Gürcülerin kendi aralarında sürekli anadillerini (Gürcüce) konuşmaya devam ettiklerini söyler.
Bunun üzerine oradaki yerel halkın, anadillerini terk etmedikleri için bu göçmenlerin yaşadığı yere esprili ve biraz da sitemkar bir şekilde "Giaur-İzmit" (Giaur İzmit) adını taktıklarını anlatır.
Sınırların böldüğü bu hayatlar, vadinin hafızasında silinmez izler bıraktı. Bir sonraki bölümde, vadi yaşamının gizli kahramanları olan kadınlara, dağlardaki yaşama ve eski geleneklere göz atacağız.
4. BÖLÜM: Sırtında Beşik, Elinde Çapa: Eski Artvin’de Kadınlar ve Gelenekler
-
yüzyılın sonunda Çoruh Vadisi’ni ziyaret eden herhangi birinin gözünden kaçmayacak en yalın gerçek şuydu: Bu coğrafyada hayat, tamamen kadınların omuzları üzerinde yükseliyordu.
İvane Jaiani’nin notları, dönemin Gürcü ve Acaralı kadınlarının gündelik yaşamdaki ağır emeğini ve karşılaştıkları zorlukları büyük bir içtenlikle gözler önüne seriyor.
Dağ Yollarında Ağaca Asılan Beşikler
Vadide tarlalarda çapa yapmak ve mahsule bakmak geleneksel olarak kadının göreviydi. Erkeklerin bir kısmı kahvehanelerde vakit geçirirken, kadınlar sabahın ilk ışıklarıyla dağlara vururlardı. Jaiani bu tabloyu şöyle tasvir ediyor:
“Zavallı çocuklu kadın, sabahtan akşama kadar ağır çapa ile tarlayı çapalar. Sabah erkenden yemeğini ve beşiğini bir saatlik mesafedeki dik dağa çıkarır. Pek çok yerde beşiğin bir ağaca asıldığını görürsünüz; mahlukat ısırmasın diye... Kadın tarlada çalışırken çocuk ağladığında koşup emzirir, sonra tekrar çapaya döner...”
Evlilik, Başlık Parası ve Kız Kaçırma
Dönemin toplumsal yapısında dikkat çeken bir diğer konu ise evlilik gelenekleriydi. Kız tarafının talep ettiği yüksek başlık paraları ve düğün masrafları, genç erkekleri oldukça zor duruma sokuyordu.
Bu ağır masraflardan kaçınmanın en yaygın yolu ise "kız kaçırma" idi. Ancak bu durum sık sık aileler arasında kan davalarına ve trajik ölümlere yol açıyordu. Jaiani, bu yüksek masrafların ve kan davalarının önlenmesi için toplum büyüklerinin devreye girmesi gerektiğini sık sık vurguluyor.
Efsaneler ve Şifalı Sular: Otingo (Otinko)Kaplıcası
Kadınların ağır çalışma temposu, bölgede erken yaşta sakatlanmalara ve romatizmalı hastalıklara yol açıyordu. Bu hastalıklara en büyük derman ise vadideki Otingo Kaplıcası idi.
Halk, Otingo kaplıcasının keşfini ünlü Kraliçe Tamara efsanesine bağlıyordu. Efsaneye göre Kraliçe Tamara bir kış bu vadide konaklarken hasta bir güvercinini doğaya bırakır. Güvercin üç gün sonra tamamen iyileşmiş olarak döner. Şaşıran Kraliçe, karların eridiği ve sıcak suyun fışkırdığı bu kaynağı buldurur ve oraya bir havuz yaptırır. Zamanla unutulan bu kaplıca, 1880’lerde yerel yönetici Ahmed Efendi Khalvaşi tarafından tekrar temizletilerek halkın hizmetine sunulmuştur.
Çoruh kadınları, ağır yaşam şartlarına rağmen hem gelenekleri hem de ailenin yükünü sırtlamayı başarmışlardı.
Dizimizin son bölümünde; Beğlevan vadisindeki maden arayışlarına, kaybolan tarihi eserlere ve İvane Jaiani’nin mirasından günümüze kalanlara bakacağız.
5. BÖLÜM: Murgul’un Madenleri ve Kayıp Miras: Geçmişten Günümüze Çoruh
Geldik yazı dizimizin son bölümüne... Bu bölümde, 19. yüzyılın sonlarında Çoruh Vadisi’nin yeraltı zenginliklerine, bölgedeki tarihi eserlerin kaderine ve İvane Jaiani’nin notlarının bugün bizim için ne anlam ifade ettiğine bakacağız.
Beğlevan (Murgul) Vadisi’nde İlk Maden Arayışları
Bugün Murgul denilince akla gelen ilk şey madenciliktir, değil mi? İşte bu serüvenin ilk adımları da Jaiani’nin mektuplarına yansımış. 1893-1894 yıllarında Petersburg’dan gelen jeolog I. I. Bulatov ve ekibi, Beğlevan (Murgul) vadisinde araştırmalar yaparlar.
Sulcuna ve Maşkoiti köyleri yakınlarında zengin gümüş ve kurşun yatakları bulunur. Jaiani bu keşfi büyük bir sevinçle karşılar. Fabrikaların açılması ve yolların yapılması halinde binlerce yerel gencin iş bulacağını, "kendi vatanlarının zenginliğinden yine kendi insanlarının yararlanacağını" belirterek umutlanır.
Yağmalanan Tarih ve Kontes Uvarova’nın Gezisi
Çoruh Vadisi ve Şavşat, sadece doğal zenginlikleriyle değil, kadim mimari kalıntılarıyla da zengindi. Bölgedeki eski kiliseler, kaleler ve surlar Osmanlı döneminde bile halk tarafından "günah sayıldığı için" korunmuştu.
1888 yılında Moskova Arkeoloji Cemiyeti Başkanı Kontes Uvarova, ailesiyle birlikte Acaristan ve Çoruh vadisindeki tarihi manastırları gezmek üzere bölgeye gelir. Satsikhuri kilise kalıntısında kazılar yaptırır. Mermer taşlar üzerindeki aziz tasvirlerini, ikon parçalarını ve ağırlığı yaklaşık 2 tonu bulan yontma taşları toplayarak Batum’a götürür. Jaiani, göz tanığı olduğu bu kazılardan çıkan eserlerin akıbetinin belirsizliğinden yakınır. Bu hazinelerin nereye götürüldüğü bugün bile ne yazık ki tam olarak bilinmiyor.
Son Söz: Unutulmayan Bir Miras
İvane Jaiani, 1936 yılında vefat etti. Ancak onun 1880-1890’lar boyunca tuttuğu notlar, bugün Artvin, Borçka, Şavşat ve Murgul’un tarihini, insanını ve kültürünü anlamamız için paha biçilmez bir hazine.
Jaiani’nin mektuplarını okuduğumuzda; Çoruh’un hırçın dalgalarını, tütün tarlalarındaki alın terini, kırılan muhacir hayatlarını ve her şeye rağmen toprağına tutunmaya çalışan dirençli bir halkı görüyoruz.
130 yıl öncesinden bize ulaşan bu samimi ses, coğrafyanın insan kaderindeki rolünü ama o kaderi şekillendirenin yine insanın kendi emeği olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor.
Umarım bu tarih yolculuğu sizlerin de hoşuna gitmiştir. Başka hikayelerde ve unutulmuş satır aralarında tekrar buluşmak üzere!
DIĞER HABERLER
-
Unutulmuş Mektupların İzinde: 130 Yıl Önceki Artvin ve Çoruh Vadisi’ne Yolculuk
25 Temmuz 2026, 10:28 -
Şifa Deposu Otingo Balı’nda Yeni Sezon Heyecanı: Bal Sağımı Ağustos’ta, Fiyatlar Açıklandı! ✨
22 Temmuz 2026, 21:07 -
Sel Sonrası Balcı Köyünde Dereler Dümdüz oldu (VİDEO HABER)
07 Nisan 2026, 17:35 -
Artvin’de Nüfus Düşüşü Hızlanıyor: Göç, Şehri Küçültüyor
17 Şubat 2026, 12:10 -
Artvin: Doğanın Kalbinde Saklı Cennet – 10 Muhteşem Özelliğiyle Gezi Rehberi
14 Kasım 2025, 14:49 -
Otingo Balı – Anzer’e Alternatif, Şifanın Yeni Adresi!
31 Temmuz 2025, 20:25 -
Borçka’nın Eski Kaymakamı Şakir Öner Öztürk, Alanya Kaymakamlığına Atandı
29 Mayıs 2025, 21:33 -
Can Suyu Miktarının Artırılması: Nehir Ekosistemlerinin Korunması İçin %10 Yeterli mi?
03 Ağustos 2024, 17:29 -
Borçka'nın Lezzet Hazinesi: Balcı (Otingo) Balı
03 Temmuz 2024, 14:07 -
2024'te Artvin'in Şifalı Kaynakları Yeniden Gündemde!
27 Haziran 2024, 22:55

